video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
video etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
4 Eylül 2011 Pazar
Iter Impius
Pain Of Salvation - Iter Impius
Iter Impius
Bay Para:
Bugün uyandım
aradıklarımı bulmayı umarak
ve satın aldığım hayatın dağlarına tırmandım.
Sonunda bütün düzenlerin zirvesindeyim,
ama ne yazık! Benden başka kimse kalmadı şu hayatta.
Bugün uyandım
tozla, kirle, taşla kaplanmış bir dünyaya.
Bu solmuş tahtın kralıyım.
Tüm ormanlara, tüm dağlara, tüm denizlere hükmettim.
Şimdi geriye hükmedeceğim bu yıkıntılar kaldı sadece
ve... gördün mü, beni göstererek;
hayat bize sırtını döndü.
Nasıl kabul edebiliyorsunuz?
...nasıl? Bunu anlayamıyorum.
Bugün uyandım
ormanlardan ve ağaçlardan yoksun kalmış bir dünyaya.
Tüm okyanuslar, tüm denizler çekilmiş,
tıpkı sahilin üzerindeki işe yaramaz tuğla köprüyü
bir sabah fırtınadan sonra silip götüren
acımasız gel-git gibi.
Öfke yok
bizi durmadan çağıran bu acımasız zamandan başka...
[hiçbir şey yok]
Asla çizgiyi aşmayacağım.
Bu dünyayı geride bırakıyorum;
kendi dünyamda kalacağım,
kana bulanmış tahtımda.
Bu yıkıntıya, bu enkaza hükmediyorum
ve toza, kire ve taşa
öfkenin sopasına ve zangır zangır titreyen kemiklere
Kendi dünyamda
tümden yalnızım.
Her şey gitti.
Sonsuza kadar burada çakılı kalacağım
ve şimdiden soğuk [geliyor].
Asla çizgiyi aşmayacağım.
Bu dünyayı geride bırakıyorum;
kendi dünyamda kalacağım,
kana bulanmış tahtımda.
Bu yıkıntıya, bu enkaza hükmediyorum
ve toza, kire ve taşa.
Öfkenin sopasının ve pasın
ve bu titreyen kemiklerin hükmedeniyim.
Yıkıntının hükümdarı.
Yıkıntılara hükmediyorum (dilediğimce.)
Bu da Bilge'nin çevirisi:
Bay Para:
Bugün uyandım
aradıklarımı bulmak
ve satın aldığım hayatın dağlarına tırmanmak için.
Sonunda dünyadaki bütün düzenlerin zirvesindeyim,
ama ne yazık! Benden başka kimse kalmadı şu hayatta.
Bugün uyandım
tozla, kirle, taşla kaplanmış bir dünyaya.
ben, bu solmuş tahtın kralıyım.
Tüm ormanlara, dağlara, tüm denizlere hükmettim.
Şimdi hükmedeceğim bu yıkıntılar kaldı sadece
ve... gördün mü, beni göstererek;
hayat bize sırtını döndü.
Nasıl kabul edebiliyorsunuz?
...nasıl? anlayamıyorum.
Bugün uyandım
ormansız ve ağaçsız bir dünyaya.
Tüm okyanuslar, tüm denizler çekilmiş,
tıpkı sahilin üzerindeki işe yaramaz tuğla gibi
bir sabah fırtınadan sonra köprüyü silip götüren
o acımasız gel-git gibi.
Öfke yok
bizi durmadan çağıran bu acımasız zamandan başka...
[hiçbir şey yok]
Asla çizgiyi aşmayacağım.
Bu dünyayı geride bırakıyorum;
kendi dünyamda kalacağım,
kana bulanmış tahtımda.
Bu yıkıntıya, bu enkaza hükmediyorum
ve toza, kire ve taşa
öfkenin sopasına ve zangır zangır titreyen kemiklere
Kendi dünyamda
büsbütün yalnızım.
Her şey gitti.
Sonsuza kadar burada çakılı kalacağım
şimdiden soğuk [geliyor].
Asla çizgiyi aşmayacağım.
Bu dünyayı geride bırakıyorum;
kendi dünyamda kalacağım,
kana bulanmış tahtımda.
Bu yıkıntıyı, bu enkazı ben yönetiyorum.
ve tozu, kiri ve taşı.
Öfke sopasının ve pasın
ve bu titreyen kemiklerin . kralıyım
Yıkıntının hükümdarı.
Yıkıntıya hükmediyorum (dilediğimce.)
Etiketler:
benim müziğim var,
bir şey yapalım ekolü,
müzik,
video
1 Eylül 2011 Perşembe
bir eylül gecesi (şiirli, müzikli yazı yazdım)
Bütün şairlerin Eylül ayı kutlu olsun. Yaşasın sonbahar imgesi, yaşasın dökülen yapraklar; ağaçlar,kuşlar, yağmurlar, dizleri yaralı çocuklar çok yaşasın. Sonbahar güzellikler getirsin, mutluluklar getirsin.
kendi bestelediğim bir şiirimden birkaç dize paylaşmak istiyorum sizlerle:
"kimse görmeden
ufuktan bir uzaylı geçiyor
geçinip gidiyoruz işte
bir de hakkı var
yanımda
o da selam söylüyor."
Bu da sonbahar şarkısı:
Lake Of Tears - Forever Autumn
"but the night becomes you
and the secrets of the rain, they will stay the same
and the time will come soon
with the secrets of the rain and the storm again
coming closer every day forever autumn"
kendi bestelediğim bir şiirimden birkaç dize paylaşmak istiyorum sizlerle:
"kimse görmeden
ufuktan bir uzaylı geçiyor
geçinip gidiyoruz işte
bir de hakkı var
yanımda
o da selam söylüyor."
Bu da sonbahar şarkısı:
Lake Of Tears - Forever Autumn
"but the night becomes you
and the secrets of the rain, they will stay the same
and the time will come soon
with the secrets of the rain and the storm again
coming closer every day forever autumn"
Etiketler:
bir şey yapalım ekolü,
müzik,
ne diyeyim şimdi ben?,
oturdum yazdım oldu,
saçmalamak özgürlüktür,
şiir,
video
31 Ağustos 2011 Çarşamba
30 Ağustos 2011 Salı
Şarkılı soru: Ne yapıyorum?
Ne yapıyorum? Bir şarkı var aklımda, onu buraya koyacağım. Kendisinden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan bir şarkı. Buraya kendim hakkında bir şeyler yazarsam iyi olacağını düşündüm, şarkıyı da sanki öylesine geçiyorken uğramış gibi iliştirecektim altına. Şarkının yazdıklarıma ihtiyacı var sanki. Hiçbirine gerek yok. Bu yazdıklarımı da gerekli oldukları için yazmıyorum zaten. Şarkının da yazdıklarımla ilgisi yok. 'Sadece' olan şarkıdır.
Ne yapıyorum? Aklım başıma geldiğinden beri kendimi dilediğim gibi, olmak istediğim gibi yetiştirmeye çalıştım. İdealimdeki insana ulaşmayı istediğim için böyle. Çoğu zaman derdim kendimi yaratmaktı. Bana göre herkes kendisini yaratmalı. Bunun için yürünen yollar elbette değişir, insan bunu yürüyünce anlar. Herkes nerede yürürse yürüsün, önce yolları kendine çıkarmaya çalışmalı. İşte ben ona, yani kendime varmaya çalışıyordum yürüyerek.
Ne yapıyorum? Bir tür aydınlanmaya dolanan anlamsız bir soru aslında. Farkına varmadan önce sorulan sorulardan. Sanki soran cevabını verebilirse uyanacak, veremezse geçiştirecek, aman ya biraz daha uyuyayım diyecek. İçerisine beton dökülecek benlik kuyularının içine hapsedilmeye yazgılı bir soru "Ne yapıyorum?". İnsanın içinde bir yerlerde karşılığı olmalı. Çünkü 'yapmak' var eder insanı ve yapılanlar 'olmak' için bir şeyler ekler ona. Karşılığını bulmalıyım dedim, buldum.
Ne yapıyorum? Beşinci kez sordum bu soruyu. Bunu saydım, yazana güvenmeyen okur da sağlamasını yapar mı bilmem. İnsan ne yaparsa kendine yapar! Her soruyu cevaplamak gibi bir değişmez-kural mı var? Bazen cevaplamasak da olur, bu ne azaltır ne de çoğaltır. Yine de cevapladım bunu.
Ne yapıyorum? Altıncı kez sorduğumda daha da sıkıcı olmasın diye söyleyeyim: Kendimi aptallaştırıyorum. Bunca zamandır yapmaya çalıştığımın aksine, olanı atmaya, yaptığımı yıkmaya, düştüğümü kalkmaya çalışıyorum. Belki de Andre Gide haklıdır, içimdeki kitapları yakmalıyımdır.
Aptallaşmak çok önemli. Yaşamam için de gerekli şu an. Bunca aptalın yaşadığı dünyada, onları anlamak için de biraz aptal olmayı öğrenmek gerekiyor. (Aptallaşsam da birilerini anlamam gerektiğini hiç unutmuyorum.)
Neyse benim için çok önemli olan bu gereksiz yazıdan sonra 'sadece', 'yalnızca' ve 'aslında' yapmak istediğimi yapayım. Buyrun o şarkı:
Nightwish - While Your Lips Are Still Red
Ne yapıyorum? Aklım başıma geldiğinden beri kendimi dilediğim gibi, olmak istediğim gibi yetiştirmeye çalıştım. İdealimdeki insana ulaşmayı istediğim için böyle. Çoğu zaman derdim kendimi yaratmaktı. Bana göre herkes kendisini yaratmalı. Bunun için yürünen yollar elbette değişir, insan bunu yürüyünce anlar. Herkes nerede yürürse yürüsün, önce yolları kendine çıkarmaya çalışmalı. İşte ben ona, yani kendime varmaya çalışıyordum yürüyerek.
Ne yapıyorum? Bir tür aydınlanmaya dolanan anlamsız bir soru aslında. Farkına varmadan önce sorulan sorulardan. Sanki soran cevabını verebilirse uyanacak, veremezse geçiştirecek, aman ya biraz daha uyuyayım diyecek. İçerisine beton dökülecek benlik kuyularının içine hapsedilmeye yazgılı bir soru "Ne yapıyorum?". İnsanın içinde bir yerlerde karşılığı olmalı. Çünkü 'yapmak' var eder insanı ve yapılanlar 'olmak' için bir şeyler ekler ona. Karşılığını bulmalıyım dedim, buldum.
Ne yapıyorum? Beşinci kez sordum bu soruyu. Bunu saydım, yazana güvenmeyen okur da sağlamasını yapar mı bilmem. İnsan ne yaparsa kendine yapar! Her soruyu cevaplamak gibi bir değişmez-kural mı var? Bazen cevaplamasak da olur, bu ne azaltır ne de çoğaltır. Yine de cevapladım bunu.
Ne yapıyorum? Altıncı kez sorduğumda daha da sıkıcı olmasın diye söyleyeyim: Kendimi aptallaştırıyorum. Bunca zamandır yapmaya çalıştığımın aksine, olanı atmaya, yaptığımı yıkmaya, düştüğümü kalkmaya çalışıyorum. Belki de Andre Gide haklıdır, içimdeki kitapları yakmalıyımdır.
Aptallaşmak çok önemli. Yaşamam için de gerekli şu an. Bunca aptalın yaşadığı dünyada, onları anlamak için de biraz aptal olmayı öğrenmek gerekiyor. (Aptallaşsam da birilerini anlamam gerektiğini hiç unutmuyorum.)
Neyse benim için çok önemli olan bu gereksiz yazıdan sonra 'sadece', 'yalnızca' ve 'aslında' yapmak istediğimi yapayım. Buyrun o şarkı:
Nightwish - While Your Lips Are Still Red
25 Ağustos 2011 Perşembe
İki Parça - 2
Deftones - Beuty School
Arkan - Origins
11 Ağustos 2011 Perşembe
Seçmek
Seçmek benim için hep düşünülmesi gerektiğini düşündüğüm bir eylem. Çoğu şeyin temelinde seçilmeye uygun şeyler vardır ve seçimler bir 'bütün yaratır'. Bu bir bakış açısı. Bütünü oluşturan parçalardan hangisini seçtiğimiz ve seçtiklerimizin hangisiyle bize 'gerçek' gelen (doğru da olabilir) bir bütün oluşturduğumuz üzerine düşünmemiz (bir bütün ne zaman oluşur? bir şey ne olursa tamamlanır? başlangıçlar ve sonlar mutlak mıdır, muğlak mıdır?) bence oluşan şey kadar önemli.
Aşağıda bir konuşma var. Garip giyimli adamın 'seçmek' üzerine söylediklerinin çoğunu ben de düşünmüştüm. (Bu onu sıradan yapmaz, beni de onun dengi yapmaz.)
Konuşmadan sonra da ilgimi çeken bir yazının linkini vereceğim.
Konuşma bu:
Konuşan adamın Türkçe'de bir kitabı var(mış). Burada.
Bahsettiğim yazı da bu:
Beyindeki İntihal Hayaletleri
Aşağıda bir konuşma var. Garip giyimli adamın 'seçmek' üzerine söylediklerinin çoğunu ben de düşünmüştüm. (Bu onu sıradan yapmaz, beni de onun dengi yapmaz.)
Konuşmadan sonra da ilgimi çeken bir yazının linkini vereceğim.
Konuşma bu:
Konuşan adamın Türkçe'de bir kitabı var(mış). Burada.
Bahsettiğim yazı da bu:
Beyindeki İntihal Hayaletleri
14 Nisan 2011 Perşembe
Anlar...
-1-
Kendime yakışmayan bir küfür ettikten sonra (bulunduğum yer bunu hem zorunlu kılıyor hem de bu davranışı ödüllendiriyor) çaresizce kitap aradım durdum kitaplıkta. Kitaplarımı okudum, başka kitaplar da okudum. Şimdi hiç kitabım kalmadı ve benim burada geçireceğim bir ayım daha var.
Burada kitap okumak anıları dürtüyor, başka yerlerde hissettiriyor (her zamankinden farklı olarak). Bunu birileriyle paylaşmıştım, ilginç bulmuşlardı. Bir şeylerden kaçarken sıkışıp kaldığım köşede okuduğum kitaplar geliyor aklıma. O küçük sigara içme aralarında nasıl o kadar kitap okuyabildiğime şaşırmıştım. Durum burada da aynı. Yalnızlığın nasıl olduğunu acı bir şekilde bir kez daha öğreten bu kalabalığın arasında hala güzel şeyler yapabildiğimi görmek kendimi iyi hissettiriyor.
Bir zamanlar başlayıp yarım bıraktığım bir kitabı okudum en son: Simyacı'yı. Umut verdi bana, iyi ve güzel şeyler düşündürdü. Zamanımı değerli kıldı, bir kitaptan beklediğim gibi. Daha sonra tekrar okuyacağım, çok beğendim.
-2-
Nereden geldiğini, neden ve nasıl geldiğini bilmiyorum; bazen aklıma bazı şarkılar geliyor ve onları bir an önce dinlemek istiyorum. Dinlerken ne anlattıklarını fark etmeden bir şeyler öğreniyorum sanıyorum. Kendi hayatımla kesiştikleri noktalarda aklıma geliyor olabilirler. Benzersiz anlar yaşatıyor bu durum. Dream Theater - Space Dye Vest de böyle bir şarkı işte.
-3-
Bazen çok güzel göründüğümü hissediyorum. Etrafımdaki insanların bakışlarından, birilerinin söylediklerinden, aynadaki görüntümden falan. Böyle zamanlarda önce kendimi iyi hissediyorum, sonra da içimi bir hüzün kaplıyor. Güzel görünmek neye yarar ki, görmesini istediğim göremedikten sonra.
-4-
Tesadüf olduğunu düşündüğüm bazı anlar dengemi bozuyor. Olacak şey değil ama bir sabah kalkıp karlar arasında yürüdüm ve çay içmek için her zaman geldiğim küçük çay ocağına sığındım. İlaçlarımı almam gerektiği için bir şeyler yemem gerekiyordu, bir küçük ay çöreği aldım ve kırıntıları dökülmesin diye altına fotokopiciden alındığı çok belli olan artık kağıtlardan koydum. Kağıtta Franz Kafka'nın Günlükler'inden bir bölüm vardı. Hikayelerin başlangıcını bir anne babanın çocukları yeni doğduğunda ondan bir şey beklemediği gibi karşılıksız kabul etmesi gerektiğinden bahsediyordu. Yeni doğan bebeklerin çirkin olduğunu düşündüğünü bile düşündüm. Bir de babasından bahsediyordu. Bir şeyler yazabilmek için kendisine zaman yaratmaya çalışırken babasının onu nasıl engellemeye çalıştığını, yazmakla harcadığı zamanı 'gerçek' bir uğraşa harcaması gerektiğini dayatıp durduğunu anlatıyordu. Bir de 7-8 saat boyunca sadece tek bir sayfa yazı yazmış Kafka, bu yazdığını da beğenmemiş. Ne biçim bir adam ben çözemedim. Başkaları çözebildi sanki...

Bu sabahın inanılmaz karşılaşmasıydı bu. Klişe de olsa söyleyeceğim: Teşekkürler hayat! :) (Yok artık)
Ayrıca ay çöreğini çok seviyorum. Proust'un kurabiyelerini bile döverler.
-5-
Kahve makinesi bazen bozuluyor. Bazen de bozuk param olmuyor.
Saatlerce bekliyorum birileri gelip düzeltsin diye. Ve saatlerce bekliyorum birileri gidip çaycıya bozuk para versin ve paralarımı bozdurayım diye. Aşk işte...
-6-
Bazıları beni çok üzüyor. Kendi kendime diyorum ki beni üzenler de üzülecekler zamanı gelince. Hayatta herkesi üzen şeyler var.
Dün beni üzen birinin çok üzüldüğünü gördüm.
Üzüleceğini biliyordum, ama onu öyle görünce ben de üzüldüm.
Kendimin de üzüleceğini hesaba katmamışım. Vicdanım tartakladı beni.
Kendimi anlamadığım zamanlardan biriydi. Şaşkın şaşkın bakındım etrafıma. Ne diyeyim ki? dedim.
Sanki böyle söyleyince bir işe yarıyormuş gibi...
-7-
Anlamadığım şeyler canımı sıkıyor. Sonra da anladığımı düşününce de rahatlıyorum. Bazen anladığımdan hoşnut oluyorum bazen de keşke anlamasaydım diyorum. Ne kadar basit değil mi?
Buraya geldiğimde canım sıkılmıştı.
Benim canım sıkılsın, onunki değil...
-8-
Benimle hiç alakası olmayan yaşantılara dokunabilme fırsatı bulduğum için şanslıyım. Burada olmasaydım yanıma yaklaştırmayacağım bir yığın insan tanıdım ve onlardan çok şey öğrendim. Dik duruşumu, insanları şaşırtan bilgeliğimi :P , iç huzurumun bir kısmını onlara borçluyum. Hayatta bazılarının gereksiz olması gerekse de herkes işe yarıyor. Faydacı düşüncelerimden dolayı hiç rahatsız olmadığımı da belirtmeliyim.
-9-
Inna, Shakira ve Rihanna üçlüsünün beni ilgilendirebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama sanırım bunların şarkılarını dinliyorum ben :S
Yaşantılar insanı çok değiştiriyor :) Bir sürü aptal şarkının dinlendiği yerde bunlar hora geçiyor.
-10-
Bir de gazetede bir haber okudum. Bulunduğum yerde 120 cm kar olduğunu iddia ediyordu. Nerelerinden uyduruyorlar bilmiyorum. Burada kar en fazla 50 cm falandır. Berbat memleket dediysek o kadar da demedik!
-11-
Az kaldı...
-Son-
...
Ve en çok sevdiğim şarkılardan biri: I Drive The Hearse. Dinlediğim en güzel gruplardan bir tanesi Porcupine Tree. Benim hayatımın fon müziğini yapıyorlar sanki.
...
Bazı şeylerin ne olduğunu pek önemsemiyorum. Nasıl olduğunu önemsiyorum. O yüzden sözlere fazla takılmamak gerek.
:)
Kendime yakışmayan bir küfür ettikten sonra (bulunduğum yer bunu hem zorunlu kılıyor hem de bu davranışı ödüllendiriyor) çaresizce kitap aradım durdum kitaplıkta. Kitaplarımı okudum, başka kitaplar da okudum. Şimdi hiç kitabım kalmadı ve benim burada geçireceğim bir ayım daha var.
Burada kitap okumak anıları dürtüyor, başka yerlerde hissettiriyor (her zamankinden farklı olarak). Bunu birileriyle paylaşmıştım, ilginç bulmuşlardı. Bir şeylerden kaçarken sıkışıp kaldığım köşede okuduğum kitaplar geliyor aklıma. O küçük sigara içme aralarında nasıl o kadar kitap okuyabildiğime şaşırmıştım. Durum burada da aynı. Yalnızlığın nasıl olduğunu acı bir şekilde bir kez daha öğreten bu kalabalığın arasında hala güzel şeyler yapabildiğimi görmek kendimi iyi hissettiriyor.
Bir zamanlar başlayıp yarım bıraktığım bir kitabı okudum en son: Simyacı'yı. Umut verdi bana, iyi ve güzel şeyler düşündürdü. Zamanımı değerli kıldı, bir kitaptan beklediğim gibi. Daha sonra tekrar okuyacağım, çok beğendim.
-2-
Nereden geldiğini, neden ve nasıl geldiğini bilmiyorum; bazen aklıma bazı şarkılar geliyor ve onları bir an önce dinlemek istiyorum. Dinlerken ne anlattıklarını fark etmeden bir şeyler öğreniyorum sanıyorum. Kendi hayatımla kesiştikleri noktalarda aklıma geliyor olabilirler. Benzersiz anlar yaşatıyor bu durum. Dream Theater - Space Dye Vest de böyle bir şarkı işte.
-3-
Bazen çok güzel göründüğümü hissediyorum. Etrafımdaki insanların bakışlarından, birilerinin söylediklerinden, aynadaki görüntümden falan. Böyle zamanlarda önce kendimi iyi hissediyorum, sonra da içimi bir hüzün kaplıyor. Güzel görünmek neye yarar ki, görmesini istediğim göremedikten sonra.
-4-
Tesadüf olduğunu düşündüğüm bazı anlar dengemi bozuyor. Olacak şey değil ama bir sabah kalkıp karlar arasında yürüdüm ve çay içmek için her zaman geldiğim küçük çay ocağına sığındım. İlaçlarımı almam gerektiği için bir şeyler yemem gerekiyordu, bir küçük ay çöreği aldım ve kırıntıları dökülmesin diye altına fotokopiciden alındığı çok belli olan artık kağıtlardan koydum. Kağıtta Franz Kafka'nın Günlükler'inden bir bölüm vardı. Hikayelerin başlangıcını bir anne babanın çocukları yeni doğduğunda ondan bir şey beklemediği gibi karşılıksız kabul etmesi gerektiğinden bahsediyordu. Yeni doğan bebeklerin çirkin olduğunu düşündüğünü bile düşündüm. Bir de babasından bahsediyordu. Bir şeyler yazabilmek için kendisine zaman yaratmaya çalışırken babasının onu nasıl engellemeye çalıştığını, yazmakla harcadığı zamanı 'gerçek' bir uğraşa harcaması gerektiğini dayatıp durduğunu anlatıyordu. Bir de 7-8 saat boyunca sadece tek bir sayfa yazı yazmış Kafka, bu yazdığını da beğenmemiş. Ne biçim bir adam ben çözemedim. Başkaları çözebildi sanki...
Bu sabahın inanılmaz karşılaşmasıydı bu. Klişe de olsa söyleyeceğim: Teşekkürler hayat! :) (Yok artık)
Ayrıca ay çöreğini çok seviyorum. Proust'un kurabiyelerini bile döverler.
-5-
Kahve makinesi bazen bozuluyor. Bazen de bozuk param olmuyor.
Saatlerce bekliyorum birileri gelip düzeltsin diye. Ve saatlerce bekliyorum birileri gidip çaycıya bozuk para versin ve paralarımı bozdurayım diye. Aşk işte...
-6-
Bazıları beni çok üzüyor. Kendi kendime diyorum ki beni üzenler de üzülecekler zamanı gelince. Hayatta herkesi üzen şeyler var.
Dün beni üzen birinin çok üzüldüğünü gördüm.
Üzüleceğini biliyordum, ama onu öyle görünce ben de üzüldüm.
Kendimin de üzüleceğini hesaba katmamışım. Vicdanım tartakladı beni.
Kendimi anlamadığım zamanlardan biriydi. Şaşkın şaşkın bakındım etrafıma. Ne diyeyim ki? dedim.
Sanki böyle söyleyince bir işe yarıyormuş gibi...
-7-
Anlamadığım şeyler canımı sıkıyor. Sonra da anladığımı düşününce de rahatlıyorum. Bazen anladığımdan hoşnut oluyorum bazen de keşke anlamasaydım diyorum. Ne kadar basit değil mi?
Buraya geldiğimde canım sıkılmıştı.
Benim canım sıkılsın, onunki değil...
-8-
Benimle hiç alakası olmayan yaşantılara dokunabilme fırsatı bulduğum için şanslıyım. Burada olmasaydım yanıma yaklaştırmayacağım bir yığın insan tanıdım ve onlardan çok şey öğrendim. Dik duruşumu, insanları şaşırtan bilgeliğimi :P , iç huzurumun bir kısmını onlara borçluyum. Hayatta bazılarının gereksiz olması gerekse de herkes işe yarıyor. Faydacı düşüncelerimden dolayı hiç rahatsız olmadığımı da belirtmeliyim.
-9-
Inna, Shakira ve Rihanna üçlüsünün beni ilgilendirebileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Ama sanırım bunların şarkılarını dinliyorum ben :S
Yaşantılar insanı çok değiştiriyor :) Bir sürü aptal şarkının dinlendiği yerde bunlar hora geçiyor.
-10-
Bir de gazetede bir haber okudum. Bulunduğum yerde 120 cm kar olduğunu iddia ediyordu. Nerelerinden uyduruyorlar bilmiyorum. Burada kar en fazla 50 cm falandır. Berbat memleket dediysek o kadar da demedik!
-11-
Az kaldı...
-Son-
...
Ve en çok sevdiğim şarkılardan biri: I Drive The Hearse. Dinlediğim en güzel gruplardan bir tanesi Porcupine Tree. Benim hayatımın fon müziğini yapıyorlar sanki.
...
Bazı şeylerin ne olduğunu pek önemsemiyorum. Nasıl olduğunu önemsiyorum. O yüzden sözlere fazla takılmamak gerek.
:)
10 Nisan 2011 Pazar
Kendimize sınırlar çizmeliyiz ki çarpınca durabilelim. Fazla yayılmak iyi değildir.
Hayatı hep siyah-beyaz görmek isterdim. Şimdi vazgeçiyorum.
Işıklardan korkmak? kim neyi kazandı?
Bizden geçti sizden ne haber?
Böyle ıssız, sessiz sakin, yalnız otururken
bazı şarkılar dinlerdim de hiçbir şey anlatmazlardı;
bir şey ifade etmeden sadece ses çıkarırlardı.
Şimdi farklı. Seslerin bellekleri var. İnsan unutur ama sesler unutmaz.
Hisler de öyle.
***
Günler geçse bile umursamak istemiyorum artık. Sıkıldım.
....
Hayatı hep siyah-beyaz görmek isterdim. Şimdi vazgeçiyorum.
Işıklardan korkmak? kim neyi kazandı?
Bizden geçti sizden ne haber?
Böyle ıssız, sessiz sakin, yalnız otururken
bazı şarkılar dinlerdim de hiçbir şey anlatmazlardı;
bir şey ifade etmeden sadece ses çıkarırlardı.
Şimdi farklı. Seslerin bellekleri var. İnsan unutur ama sesler unutmaz.
Hisler de öyle.
***
Günler geçse bile umursamak istemiyorum artık. Sıkıldım.
....
2 Nisan 2011 Cumartesi
Sancı
Değişim
Dönüşüm
Hayallerindeki hayattan kovulmak.
Başkalarının anlamlarını yaşamak.
İçine yığılmak ve tükenmek yavaşça.
Benimle birlikte yürüyen ağaçlar için üzülüyorum...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
