(Apansızın gelen uyarı: Öyle bir yazmışım ki kendimden geçtim okurken. Uyarı mahiyetinde söyleyeyim, bu yazıyı öylesine yazdım. Bir sürü şeyi öylesine yazarım. Zorlama kendini okumak için. Saçma yani. Oku ama sıkıldığın yerde bırak. Hepsini okursan da demedi deme diye diyorum. Diye demedi diyorum deme. Öyle bir şey işte.)
"Şey"le ilgili bir şeyler yazdım. Bir de "ama"yla ilgili. Çok kasmadan bütün derdimi anlatmak istiyorum, ama daha başında tıkandım.
"Ama" deyip durunca aklıma askerlik geliyor. Bir sürü saçma sebebi var. Buraya yazamayacağım.
"Şey" sözcüğüne fena halde takıldım.
Bunlarla ilgili bir şey yazabilirim fakat (ama yerine fakat) yazdım zaten. Bir daha niye yazayım?
Sanki herkes benim bir şeyler yazmamı çılgınca bekliyormuş gibi artizlik yapmayı seviyorum. Poe'nun bahsettiği insan benim: Düşlerin tek gerçeklik olduğuna inanıyorum.
Laf olsun diye söylenmiş bir şey bu. İnsanlar inanmadıkları şeyleri yazmamalılar. (neleri yazmamalılar sözgelimi?)
Sözgelimi dedim. Hasan Ali Toptaş'tan aldığım bir sözcük. Daha önce bununla ilgili bir yazı yazmıştım. Saçma da olsa durumu izah edebildiğime inanmıştım. Yukarıda "şey" sözcüğünü kullandıktan sonra bir parantez açtım ve gereksiz bir sorgulamaya giriştim. "Şey"in içini neyle dolduracağız? Bu şey yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı.
"Şey" ne'yi ney yapar. Ney diye bir soru sözcüğümüz yok. Ney bir sazdır. "Ne" ise zamir (her zaman zamir değil bu. Ben şu an o anlamıyla kullanıyorum). Sözlük anlamı da "hangi şey" demektir. Türkçeye "şey" sözcüğünün girmesi olayının tarihçesine falan bulaşmadan özet geçeyim, bu "ne" sözcüğü "şey"le ilgilidir. Sorunun çözümü "ne"yde yatıyor. Türkçeye "şey" sözcüğünü katan arkadaşa inat ben de "ne" sözcüğünün ölçünlü dilde kullanılışının yaygınlaşmasını istiyorum.
Düşündüm de bu yazıyı okumak yerine yapılacak güzel şeyler var. Aklıma kahve içmek geldi böyle söyleyince. Bu saatte kahve içilmez ama olsun. İki cümle önce "şey" dedim. Çıldırıcam. (Yazının başına uyarı koydum. O yüzden rahatladım. Bir de onu dert etmeyeyim diye söylüyorum)
Yazmayacağım da demiştim. Yazdım yine.
Başka konuya geçiyorum.
Beynin geçici olarak ulaşılamaması. Berbat bir durum. Etrafımda olan bitenin bir süre anlamsız ve anlamsız olduğu halde rahatsız etmeyen bir özelliğe bürünmesiyle dünya 1 saatliğine dursa ne olurdu diye bile düşünememektir beynin geçici olarak ulaşılamaması.
:(
(Bu yazdıklarımı silsem mi acaba)
Yazarın sorumluluğundan bahsedeyim.
Bir yazar önce kendisine karşı sonra okuyucularına karşı sorumludur. Yazdıklarıyla insanların vaktini boşa harcamasına sebep olmaktan korkmalıdır yazar. Soran olur belki, hiç yazar olmadım hayatımda. Ama vaktimi boşa harcayan yazarlara çok küfürlü sözler söylemişliğim çoktur. Oradan biliyorum.
Buraya bir şeyler yazmam gerekli gibi hissettiğimden yazdım. Çok sıkıcı bir gündü benim için. Yazarak kendi kendimi eğlendiririm diye düşündüm.
Ancak bu kadar işte.
bugünün güzel "şey"i de bu şarkı:
Suede - Everything will flow
Biraz arakladım gibi oldu, kusura bakmasın artık. Buradan arakladım.
Tuhaf şeyler hissettiren şarkı da bu:
Bassment - In My Sleeping
(20 kereden fazlası çok fena kafa yapıyor)
unut gitsin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
unut gitsin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ağustos 2011 Cuma
"Şey" Sorunsalı ve Beynin Geçici Olarak Ulaşılamaması (Başlık bu)
Etiketler:
alelade,
günce,
Hiç olmadı ki...,
ne diyeyim şimdi ben?,
ne gerek vardı?,
paramparçalar,
pasaklı,
şımarık,
ukala,
unut gitsin,
üşengeç
11 Ağustos 2011 Perşembe
Ben bu satırları yazarken
Geldim. Buradayım.
Ortalıklarda görünmem ve dışarı çıkmam gerekiyor. Sadece gerektiği için böyle olması gerekiyor. Özel bir isteğim yok bununla ilgili. Kaçışımın bencillik kısmı beni yordu. Belki birileri kızmıştır. Kızmasın kimse, bazı şeylerin olması gerekir, bir şeyler olması gerektiği için olur bazen.
Kıçımı koyacak sağlam bir şey bulmam lazım. Saatlerce çalışıyorum. Artık oturmaktan yorulduğum için ayağa kalkıp ayakta da çalışıyorum ve sonra mecburen tekrar oturuyorum. Oturduğum yer eskidi, yerine sağlam bir şey koymak gerekiyor (kıçımdan bahsetmiyorum burada).
Belki bunun için de biraz yürümem gerekiyordur. Yalnız yürümeyi sevmediğimi daha önce söylemiştim.
Dışarı çıkmak istemiyorum. Çok işim var. Her şey iyi olsun diye çok çabalamam gerekiyor. Bir sürü hayal kuruyorum ve onların buhar olup uçmasını istemem. Gerçi hayaller hep gaz halinde salınıyor odamın içinde. Burada kalmaları gerek. Onlara iyi bakarsam toprağa da düşecekler, dışarı çıksalar bile. (suyla toprağın buluşması iki sevgilinin buluşması gibi gelir bana hep.) İyi şeyler olacağına inanmak istiyorum. İyi olacağıma.
Yine de dışarı çıkacağım. Evden dışarı çıkmaktan bahsetmiyorum. Kafamı içimden çıkarmaktan bahsediyorum.
Evin dışına da çıkacağım. Yürümek için. Algılarım körelmesin diye.
1 saat en fazla. O da dışarı çıktığıma değerse tabii. Çok hoşuma giderse süreyi biraz uzatabilirim.
Asıl önemli soru geliyor. Kim benimle 1 saat dışarı çıkmak ister? (sonuna ki bağlacı koyasım geldi, ama acınacak bir halde olduğum düşünülsün istemedim; çünkü acınacak bir halde değilim, oldukça iyiyim)
Birileri benimle dışarı çıkmak isteyecektir tabii ki. Ama özellikle vurgulamak istiyorum: Sadece 1 saat. Önemli olan bu yani benim için.
Gittikçe iğrençleşmeye başladığımı hissettim. Böylesi bir ukalalığa da kim dayanabilir bilmiyorum. Neyse, telafi ederiz bir şekilde.
-----
Not: Kıç sözcüğünü vücudun bir bölümünün karşılığı olarak kullandım. Kulağa pek hoş gelmiyor olabilir, ama oramı da yadsıyamam. (Popo deseydim daha mı iyi olur diye düşünmedim değil.)
Not 2: Ne gerek vardı şimdi?
Not 3: Ben bu satırları yazarken aslında çoktan uyumuş olmalıydım.
Not 4: Bir de şarkı var. Bu saate pek uymayacak kadar sert olabilir.
Demons And Wizards - The Gunslinger
Ortalıklarda görünmem ve dışarı çıkmam gerekiyor. Sadece gerektiği için böyle olması gerekiyor. Özel bir isteğim yok bununla ilgili. Kaçışımın bencillik kısmı beni yordu. Belki birileri kızmıştır. Kızmasın kimse, bazı şeylerin olması gerekir, bir şeyler olması gerektiği için olur bazen.
Kıçımı koyacak sağlam bir şey bulmam lazım. Saatlerce çalışıyorum. Artık oturmaktan yorulduğum için ayağa kalkıp ayakta da çalışıyorum ve sonra mecburen tekrar oturuyorum. Oturduğum yer eskidi, yerine sağlam bir şey koymak gerekiyor (kıçımdan bahsetmiyorum burada).
Belki bunun için de biraz yürümem gerekiyordur. Yalnız yürümeyi sevmediğimi daha önce söylemiştim.
Dışarı çıkmak istemiyorum. Çok işim var. Her şey iyi olsun diye çok çabalamam gerekiyor. Bir sürü hayal kuruyorum ve onların buhar olup uçmasını istemem. Gerçi hayaller hep gaz halinde salınıyor odamın içinde. Burada kalmaları gerek. Onlara iyi bakarsam toprağa da düşecekler, dışarı çıksalar bile. (suyla toprağın buluşması iki sevgilinin buluşması gibi gelir bana hep.) İyi şeyler olacağına inanmak istiyorum. İyi olacağıma.
Yine de dışarı çıkacağım. Evden dışarı çıkmaktan bahsetmiyorum. Kafamı içimden çıkarmaktan bahsediyorum.
Evin dışına da çıkacağım. Yürümek için. Algılarım körelmesin diye.
1 saat en fazla. O da dışarı çıktığıma değerse tabii. Çok hoşuma giderse süreyi biraz uzatabilirim.
Asıl önemli soru geliyor. Kim benimle 1 saat dışarı çıkmak ister? (sonuna ki bağlacı koyasım geldi, ama acınacak bir halde olduğum düşünülsün istemedim; çünkü acınacak bir halde değilim, oldukça iyiyim)
Birileri benimle dışarı çıkmak isteyecektir tabii ki. Ama özellikle vurgulamak istiyorum: Sadece 1 saat. Önemli olan bu yani benim için.
Gittikçe iğrençleşmeye başladığımı hissettim. Böylesi bir ukalalığa da kim dayanabilir bilmiyorum. Neyse, telafi ederiz bir şekilde.
-----
Not: Kıç sözcüğünü vücudun bir bölümünün karşılığı olarak kullandım. Kulağa pek hoş gelmiyor olabilir, ama oramı da yadsıyamam. (Popo deseydim daha mı iyi olur diye düşünmedim değil.)
Not 2: Ne gerek vardı şimdi?
Not 3: Ben bu satırları yazarken aslında çoktan uyumuş olmalıydım.
Not 4: Bir de şarkı var. Bu saate pek uymayacak kadar sert olabilir.
Demons And Wizards - The Gunslinger
Etiketler:
alelade,
fazla zamanım yok,
günce,
Hiç olmadı ki...,
ne diyeyim şimdi ben?,
ne gerek vardı?,
pasaklı,
şımarık,
ukala,
unut gitsin,
üşengeç
4 Ağustos 2011 Perşembe
dili zifir farkındalık 2
Öylece oturup dinlenmelerim rahatsızlık vermeye başladı. Tatlı dinlenmeler çağı sona erdi. Çok dinlendim. Dinlenmekten yoruldum.
Kafamın içinde gezinip duran ve başka hiçbir şey düşünmeme izin vermeyen sözcükler, cümleler, söz öbekleri. Gidesiniz diye yazasım var sizi. Benden çıkınca gitmiş olacaksınız çünkü. Beni hep inandırdınız bu yalana.
Insignificant
sacrament
"Önemsiz görünen ayrıntılar..."
"Bir şey yapmalıyım."
"Öyle değil aslında"
Çünkü öyle.
Saçmalıyorsun.
Metallica - Remember Tomorrow
Kafamın içinde gezinip duran ve başka hiçbir şey düşünmeme izin vermeyen sözcükler, cümleler, söz öbekleri. Gidesiniz diye yazasım var sizi. Benden çıkınca gitmiş olacaksınız çünkü. Beni hep inandırdınız bu yalana.
Insignificant
sacrament
"Önemsiz görünen ayrıntılar..."
"Bir şey yapmalıyım."
"Öyle değil aslında"
Çünkü öyle.
Saçmalıyorsun.
Metallica - Remember Tomorrow
Etiketler:
fazla zamanım yok,
günce,
müzik,
saçmalamak özgürlüktür,
unut gitsin,
üşengeç
2 Temmuz 2011 Cumartesi
Verilen Kararın Geri Alınmaması
Bak çok düşündüm, bir şeyler yapmaya karar verdim. Biraz kafam dağılsın diye film izleyecektim. İki saat geçti izlemeye karar vermemin üstünden.
Verilen karar geri alınmıyor. Yapmazsın, olmaz, olmasın. Çok mu önemli?
Çok önemli tabii.
Bu iki saat neyle geçti ve neyle geçmesi gerekirdi?
Yine de haksızlık etmeyeyim kendime. Çok işim var benim. Çilemi doldurmam gerekli hem. Şartlar olgunlaşıp dalından düşmeli, sonra hayatı öpmeli falan.
Liste uzun. Ama iyi ve güçlü olmalıyız yapmak için. Sağlam durmalı,
Çok önemli olanlar itinayla çok daha önemli olmalı. Buna uğraşmalıyız, yeterince önemli değilse de zorlamalıyız ki genelde böyle şeyler yaparız.
Verilen kararlar geri alınmamalı. Yoksa karar vermenin anlamı kalmaz.
Bak, mantıklı da düşünebiliyorum.
Ama mantıklı hissedemiyorum, mantıklı saçmalayamıyorum, mantıklı düşünebiliyorum sadece. O da birkaç kere aynı şeyi tekrarlayınca biçimsiz bir şey olup çıkıyor.
Mantıklı hissedemez insan, o nereden çıktı diye sorup duruyorsun. Pek faydasız bir çaba bu. Yazmak için yazılıyor bunlar. Genelde böyle yaparız.
Buradan etik olaylarına girerim ben. Etik illa olması gereken bir şey değil aslında. İnsan icadı, çoğunlukla önemsenmeyen yapay bir kavram. Kimin umurunda?
Ortaya bir şey atacağım şimdi, sansasyonel bir şey. Kimsenin umurunda olmayacak.
"Para karşılığı yazı yazmak fahişeliktir."
Kimse önemsemedi değil mi?
Ben de öyle düşünmüştüm zaten. Sorun yok. Sorun yok.
Verilen karar geri alınmıyor. Yapmazsın, olmaz, olmasın. Çok mu önemli?
Çok önemli tabii.
Bu iki saat neyle geçti ve neyle geçmesi gerekirdi?
Yine de haksızlık etmeyeyim kendime. Çok işim var benim. Çilemi doldurmam gerekli hem. Şartlar olgunlaşıp dalından düşmeli, sonra hayatı öpmeli falan.
Liste uzun. Ama iyi ve güçlü olmalıyız yapmak için. Sağlam durmalı,
Çok önemli olanlar itinayla çok daha önemli olmalı. Buna uğraşmalıyız, yeterince önemli değilse de zorlamalıyız ki genelde böyle şeyler yaparız.
Verilen kararlar geri alınmamalı. Yoksa karar vermenin anlamı kalmaz.
Bak, mantıklı da düşünebiliyorum.
Ama mantıklı hissedemiyorum, mantıklı saçmalayamıyorum, mantıklı düşünebiliyorum sadece. O da birkaç kere aynı şeyi tekrarlayınca biçimsiz bir şey olup çıkıyor.
Mantıklı hissedemez insan, o nereden çıktı diye sorup duruyorsun. Pek faydasız bir çaba bu. Yazmak için yazılıyor bunlar. Genelde böyle yaparız.
Buradan etik olaylarına girerim ben. Etik illa olması gereken bir şey değil aslında. İnsan icadı, çoğunlukla önemsenmeyen yapay bir kavram. Kimin umurunda?
Ortaya bir şey atacağım şimdi, sansasyonel bir şey. Kimsenin umurunda olmayacak.
"Para karşılığı yazı yazmak fahişeliktir."
Kimse önemsemedi değil mi?
Ben de öyle düşünmüştüm zaten. Sorun yok. Sorun yok.
Etiketler:
paramparçalar,
pasaklı,
şımarık,
ukala,
unut gitsin
14 Mayıs 2011 Cumartesi
üşengeç

doluyum ve yazamıyorum. zihinsel olarak çok yorgunum. erişmek istediğim noktaya geldiğimi duyumsadıkça hiçbir şeye isteğim kalmıyor. bir an önce gidesim geliyor buralardan: ihtiyaçtan, eksiklikten, yetersizlikten.
Yaşasın şopi pessimizmi!
insanları tartışmayacağım, çünkü bu bana varışı olmayan bir çaba gibi geliyor. hem basit insanların yaptıklarının tartışılacak bir yönü yok: basit insanın davranışları basittir, kendisine nasıl öğretildiyse öyle davranır, kendisini geliştirmez, yeni olan her şeyden korkar, üretmez ve bunu kavramak için derin derin düşünmek gerekmez.
hepsini kafamdan silip atacağım. başkaca yapacaklarım da var, onları da öykünün kahramanları yapacak. yani kurmaca karakterler kiraladım bu iş için, onlar bana yardımcı olacaklar. karşılık olarak ne vereceğimi de sonra anlayacağız.boş zamanlarımda kendimi eğlendirmek için hikayeler uyduruyorum, bayağı şiirler söylüyorum, yapay görüntüler canlandırıyorum kafamda. beynimde fırtınalar estirip işe yarar bir şeyler çıkarıyorum ortaya. boş zamanım da bol maalesef.
en son uydurduğum öyküde insanlardan nefret eden pasaklı bir adam var. somut olarak kimseyi öldürmese de o bir katil. küçük bir evi var. öldürdüğü her canlı için evinin etrafına ağaçlar dikerek küçük bir orman oluşturmuş. bu yüzden akıl sağlığı bozulmuş, dengesini kaybetmiş. ağaçların kendisiyle konuştuğunu düşünüyor.
dahası da var ama üşengeçliğimden yazmıyorum. eğlenceli bir deneyim benim için. bu kadarı bile.
az önce bir şeyi açıkladım. dikkatli okurun sorabileceği soruları peşinen yanıtlamak onları başka sorular sormaya yöneltir diye. soruları sorduklarında ben yanıtlamayacağım. gözünü sevdiğimin dünyası...
burada olmayan her şeyimi çok özledim.
ve
no pain no gain!
Etiketler:
fazla zamanım yok,
günce,
Hiç olmadı ki...,
pasaklı,
unut gitsin,
üşengeç
13 Mayıs 2011 Cuma
öylesine yazdım gibi ama öyle değil, gelişine
upuzun ve kocaman uzanıyor yığın. etrafımı çevrelemiş, içinde boğulacakmışım gibi, nefes almakta zorlanıyorum. yalnızca yükseklikten. nefes almak zor çünkü hava basıncı düşük.
yakınımda değil ama sürekli kafamın içinde. aslında yakınımda yani. gördüm ya bir kere, gözümü kapattığımda da görüveriyorum.
bazen devriliveriyor. kıvrım kıvrım kıvırıyorum, esniyor, kırılacak gibi oluyor. sonra da çok uğraştım, yeter diyorum da son anda elimden kurtuluyor.
koskocaman dağ işte. 5 ay boyunca seyredip durdum.
sadece "zamandan çalınmış bir an" değil fotoğraf. ben hep böyle düşünmeyi yeğlemiştim.
aynı zamanda da beyni tembelleştiren bir araç.
gördüklerimiz iz olarak işleniyor beynimize.
peki bizim beynimiz gördüklerimize işliyor mu? bakışımız yani.
hani duvarda bakışımızın izi var ya. sözü buraya getireceğim.
bakan baktığı yere işaretler koyup yeni haline tekrar bakar, baktığının anlamını değiştirir, tekrardan anlamlar yükler, bir de öyle bakar. sonra önemserse bakmaya devam eder, önemsemezse de beyninin bir yerlerine hapseder, haritalarını çıkarır, şemalara döker. ihtiyacı olduğunda da geri çıkarır, kullanır, sonra tekrar rafa kaldırır. ah ne duyum.
ve
beyin bunların hepsini araçsız yapar. nesneyle doğrudan bağlantı kurmak bu yüzden çok önemli. araçsız olunca yanılma payı neredeyse ortadan kalkar. istenilen durum bu yani.
işleriz görüntüleri. istediğimiz gibi görelim diye makul bir hale getiririz. sözgelimi gördüklerimizle ilgili iyi bir şeyler hatırlamak istiyorsak kusurlarından arındırırız, bazı kısımlarını eksiltip bazı kısımlar ekleriz, olmasını istediğimiz şekle uydururuz. kötü görüntüler de genelde unutulmaya, bilincin en görünmez yerlerine itilmeye çalışılır.
-------
bir şekilde, baktığımızda kendimizi görürüz. göremezsek, kendimizde görmek istediklerimizi baktığımıza ekleriz.
görmek istemek. hmmm. istemek ne kadar zorlama bir edim.
------
sözcükleri bilemeden keskin cümleler kuruyorum. bir insanı felakete sürükleyebilecek bir davranış. pek sık yapmazdım ama nedense engelleri kaldırdım. gelişine söylüyorum, düşünmeden.
bir de yazarken yazdıklarımı düşünmem var. parçaparçalığım bu yüzden. özgür hissediyorum ve oldukça iddialı ve asılsız bir söz söylüyorum:
'fotoğraf'tan nefret ediyorum.
şimdi bu sözü sınırlandırmam gerek. zaman iyi bir sınırlayıcı.
bugün fotoğraftan nefret ediyorum.
böyle bir cümleden sonra bağlamı tam oluşturamadığımdan herhangi bir neden belirtmeliyim. beklentiler bu yönde olur genelde.
bugün hala burada olduğum için fotoğraftan nefret ediyorum.
ve bu cümlenin öncekilerle bağlantısını kurmak gerek. bir satırbaşının ilk cümlesi olabilir bu. ya da bir yazının son cümlesi. konumlandırmayı şimdi yapmayacağım. zaten öylesine bir uğraş şu an yazdıklarım.
yazı fotoğrafı döver.
yazı da beynimizin ellerimiz yardımıyla bir yerlere iz bırakması nihayetinde.
bu kadar kendimden emin olmak korkutuyor beni.
------
öylesine, yazmış olmak için ve güzel zaman geçirmek için ve belki biri okur diye bir şeyler geveliyorum elimde.
küçük düşünceler barındırıyor bu yazdıklarım, daha sonra tekrar kullanacağım onları. o yüzden not almak gibi düşünmek lazım. bu açıklamayı yapmak zorunda hissetmem ne kötü. kendimi özgür sanıyordum halbuki.
:)
-----
dün akşam ortalığı temizlerken pembe pantere benzeyen bir köpek gördük. çok dalga geçtiğim için kendisinden özür diliyorum.
bit artık.
Etiketler:
fazla zamanım yok,
günce,
Hiç olmadı ki...,
pasaklı,
unut gitsin
11 Mayıs 2011 Çarşamba
bugün yeniden.
bu muydu yani? ne çabuk kendime geldim böyle.
dün ağaç diktim. geldiğimden beri yaptığım en güzel şeydi. bir sürü saçmalığın içinde böyle anlamlı iş yapacağımı hiç düşünmezdim.
ama
daha önce söylemiş olmalıyım, buradaki ağaçlar için üzülüyorum ben: burası bana hiç olunmaması gereken bir yermiş gibi geldiği için ve ağaçlar da bir adamın dostu olduğu için, onları çok sevdiği ve başlarına bir şeyler gelmesini istemediği için ve burada çoook çok uzun zaman geçirecekleri için.
bir de o adam ağaçlara benim gibi bakmıyor. ağaçlar kendi yapraklarıyla besleniyormuş ve bu yüzden de yerçekimine karşı gelebiliyorlarmış. biz insanlar yerçekimiyle mücadelemizde henüz çok yetersiziz. ağaçlar güçlüdür ama yine de üzülüyorum onlar için.
ve
bir kirpi gördüm yine. hareket etmiyordu. bir tane de hareket eden gördüm, diğer kirpiye yardım etmediği için ona kızdım. eminim o da benim kadar üzülmüştür ama elinden bir şey gelmemiştir.
her neyse
son dört gün. bazı şeyleri fazla abarttığım ve tutarsız davranışlar sergilediğim için bile tutarsız bir şey yapıyorum: kendime kızıyorum. aslında her şey çok basit. bu saçmalıklarla dolu zamanlar geçip gitti ve ben hala sağlıklıyım. akıl sağlığımdan çok emin olmamakla birlikte olabileceğimin en iyisi buydu sanki. geçip gitti.
yeniden hayata:
dün ağaç diktim. geldiğimden beri yaptığım en güzel şeydi. bir sürü saçmalığın içinde böyle anlamlı iş yapacağımı hiç düşünmezdim.
ama
daha önce söylemiş olmalıyım, buradaki ağaçlar için üzülüyorum ben: burası bana hiç olunmaması gereken bir yermiş gibi geldiği için ve ağaçlar da bir adamın dostu olduğu için, onları çok sevdiği ve başlarına bir şeyler gelmesini istemediği için ve burada çoook çok uzun zaman geçirecekleri için.
bir de o adam ağaçlara benim gibi bakmıyor. ağaçlar kendi yapraklarıyla besleniyormuş ve bu yüzden de yerçekimine karşı gelebiliyorlarmış. biz insanlar yerçekimiyle mücadelemizde henüz çok yetersiziz. ağaçlar güçlüdür ama yine de üzülüyorum onlar için.
ve
bir kirpi gördüm yine. hareket etmiyordu. bir tane de hareket eden gördüm, diğer kirpiye yardım etmediği için ona kızdım. eminim o da benim kadar üzülmüştür ama elinden bir şey gelmemiştir.
her neyse
son dört gün. bazı şeyleri fazla abarttığım ve tutarsız davranışlar sergilediğim için bile tutarsız bir şey yapıyorum: kendime kızıyorum. aslında her şey çok basit. bu saçmalıklarla dolu zamanlar geçip gitti ve ben hala sağlıklıyım. akıl sağlığımdan çok emin olmamakla birlikte olabileceğimin en iyisi buydu sanki. geçip gitti.
yeniden hayata:
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
