bugün böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bugün böyle etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2013 Pazar

Sirenleri Duyuyorum

Bir süredir Pearl Jam'in Sirens şarkısıyla oyalanıyorum. Her dinleyişimde tam da ihtiyacım olan şeyi yaptığımı düşünüyorum. İyi bir tat bırakıyor, iyi hissettiriyor, iyi düşündürüyor. Ne olurdu şu şarkının bana hissettirdiklerini ben de başkalarına hissettirebilseydim, diye geçiriyorum içimden. 

Hissettiklerimin başkasına hissetmesine neden ihtiyacım olsun ki? Ben iyiyim böyle, başkaları da iyi olmanın bir yolunu bulur nasıl olsa, herkes iyi olabilir.----Başkalarının nasıl hissetttiğinden bana ne! Ve bazen "herkesin canı cehennneme!" 
Arada böyle şeyler desem de insanlar olmadan yaşayamayacağım; kimse yaşayamaz. Şu hayatta herkes bir şeyler yapıyor, yaptıklarını başkalarıyla paylaşıyor. Bu, sanırım, başkaları iyi olmadan iyi olamayacağımızdan böyle.

Sirens diye bir şarkının varlık nedeni ne olabilir? Bir insan niye böyle bir şey yapıp kendisine saklamaz? Neden bir insan, çok uzaklarda hiçbir şey yapmadan duran insanlara bile duyurur o şarkıyı? 

Yüzlerce kez yanıtlanabilir bu sorular. Benim yanıtlarımdan biri ve en çok önemsediğim şu: Biz insanlar bir arada yaşamak zorundayız. Pearl Jam'in yanıtı da şu olsa gerek: "But, all things change, let this remain."

Başkalarına bu şarkının bana hissettirdiği gibi hissettiremeyeceğim şimdilik. Ama şarkıyı paylaşabilirim. Bu da bir şeydir. Belki birileri benim gibi mutlu olur şarkıyı duyunca, sonra gider bir çocuğa gülümser, bir dostunun derdini dinler, kendisine kek yapar, uzaklardaki bir tanıdığına telefon eder, oturur güzel bir film izler, yazı yazar ...  güzel bir şarkı ne yaptırırsa öyle yapar işte. 

















Pearl Jam - Sirens


(Bu yazının devamı var.)






17 Ekim 2013 Perşembe

Iron Maiden'dan Başlamak

Uzun zaman önceydi. Bir gece ansızın yazasım geldi. Yazmadım.
Gözlerim kısık, elimi avını yakalamaya çalışan bir yırtıcı kara hayvanı gibi kılavyeye uzatmışım,  aklım biraz havada, kafamın içindekileri denetleyemiyorum. Yazmak için bütün koşullar uygun. Yazmıyorum.
Çünkü neden yazayım noktasında takılıyorum, ne için yazayım?
Sanki bir cevap varmış gibi, olsa da tatmin edermiş gibi, Sanki hep bir nedenim olmuş gibi, hiç yazmamışım gibi, yazmamak gibi bir lüksüm varmış gibi. Hep sanki.
Yazmayınca olmuyor.

Hayatımın gidişatı, beni sevdiğim alışkanlıklarımdan alıkoyuyor gibi görünebilir. Gidişat, sıradan fakat eskisine göre hayal bile edemediğim günleri alışkanlık haline dönüştürüyor. (Heyhat! diyeceğim yere daha gelmedik mi?) Yazmak biraz dışarıda kaldı bu yüzden. Başka işlere kapılma, başka heveslere tutulma eğilimleri baskın hale geldi. Heyhat bu yüzyıl geçti gitti.

Yazmayınca olmuyor. Unutmayayım (bari, en azından, bunun için) diye yazmayınca olmuyor. en az, için, diye, neden?

Iron Maiden'la yüzyüze gelmeden öncesi var. Gidemediğim birkaç konser. Depeche Mode çok önemli. Gezi. Iron Maiden'dan sonra Roger Waters'lı harika gece. Gece eve dönemediğimizden yaşanan ilk metrobüs deneyimi. İç içe geçmiş insanlar, postmodern sanat, postyaşam denemeleri.

Yurtdışı seyahati. Başka türlü bakış, baktığım yerde güzellikler arayış, aradığımı bulamayış, ama görmediğimi görmeye başlayışım. Ay yükselmiyor, aslında biz alçalıyoruz. Biz, dünyalılar, Dünya nereye giderse oradayız, evrenin tesadüfi bir zamanında, tesadüfi bir uzamında, dünyadan kopan bir parçanın dünya etrafında döndüğünü sanıp yaşıyoruz. Ve tabi bir zamanlar güneşten koptuğumuzu, savrulduğumuzu, istesek de kavuşamayışımız düşünmeden..
Dünyanın maviye dönüşü. Sarıdan maviye. Ne büyük dert olurdu, dert lazım olduğunda.

O dünyanın da Türkiye'sine. Tesadüfen tabii. Yazsam olmaz şimdi. Nasılsın? İyiyim, sen?
,,,

Neyse, nihayetinde bütün yollar Galata Kulesi'ne çıkıyor. Dünyanın neresinde bir sokak varsa güzel, Galata'ya çıkıyor.

.
Filmler. İf, İstanbul Film Festivali, Filmekimi.
Sergiler, müzeler, bienal.

kitaplar, dergiler, kitapçılar.
çay kahve hazzopulo karaköy fıccın yemek kulübü çiya
kediler. Galata, istiklal.
kahvesizlik, evsizlik, kadıköy.
ümraaaaniye.
koşa koşa film, yayıla yayıla,
yanındaki fazla konuşa konuşa.
.

Oturup yazsam, yazmasam, . ?
Iron Maiden'la bitirmek.



Iron Maiden - Brave New World

3 Eylül 2013 Salı

Paralel Evren ve Yöndeş Açılar Sorunsalı

Sürdürülebilir bir hayat için gerekli olanın ne olduğunu biliyorum. Fakat istemiyorum onu.
Yeni bir hayat kurgulayamam. Artık çok geç. 
Eldekini ilelerletmek gerek. 
Gerekli olan bu işte.

Kafamın içinde girilmeyen alan kalmadı. Anlamıyorlar diye aklımdakilerin hepsini döktüm ortaya, anlaşılmayan ne varsa anlatmaya çalıştım. Anlamayanları tembelliğe alıştırdım böylece. Ben de anlatamamanın yorgunluğuna alıştım. Kimse bir yere varamadı. 

Bazı durumlarda bir insanın kendini haklı görmesi sıkıntılıdır. Haklı olmak bir şeyi değiştirmeyecekse veya haklılık hali, olanları çarpıtıyor ve asıl görülmesi gerekenlerin önünü kapatıyorsa mesela. Haklı olmanın kimseye yararı olmadığı çok olur. 

Eldeki ilerlemiyorsa sakınımlı bir oda bulunup yerleşilmeli.Orada kötülükten ve haklılıktan uzak durulmalı. Yeni bir hayat kurma düşüncesinin işlemezliği kabul edilmeli. "Israrla" anlatma çabasından kaçınılmalı. 

Yeni girilmeyen alanlar yaratmak, dokunulmayacak (en az) bir yan bırakmak gerekli. 

(Bu bir araydı. Esas diyeceklerim bunlar değil.)
***açıklamana senin

22 Temmuz 2013 Pazartesi

anlaşılamayavere - anlatamayabile - neçıkaryaza - siz bizi anlamasanız da - amenna

Eh, ben buralara biraz fazlayım. Bir türlü sığamadım, sığdırmadılar. Başka yerde doldum, burada bir yere taşacağım. Buraların bana yüklediği boşluğu sessiz sedasız bir köşeye atacağım. Lazımsa sağlam bir kafa karışıklığı da bırakıp giderim fazla yormayanından.

İçinde insan yaşayan bu yer, vermediğini istemesin yalnız; terk etmeyi daha fazla kolaylaştırmasın, bıktırmasın. Kaçar gibi değil de "bekleyenim var, artık gitmem gerek"tiği için gideyim. Düşünmesiz, anlamasız, sorgulamasız, gözüm arkada kalmasız çıkıvereyim yola. Gittiğim yere az gideyim, güzelliklerle dolup çoğalayım orada, birikeyim. Ama "hiç" gitmeyeyeyim, illa "az" gideyim. Geri gelmeme yüzün olsun.

Çok şey mi istemiş olurum? Nedir beni bu hallere soktuğun? 

15 Şubat 2013 Cuma

Gerçek Erkek

Giriş:
(Bu sayfayı görene kadar ne yazacağımı çok iyi bildiğimi sanıyordum. Şimdi hiçbir şey yazamıyorum. Bunu bu hale getirmek için çok uğraştım ve başardım. ---- Bunlar benim klasik giriş sözlerim, anahtar gibi bir şey.)

Gelişme:
Bakıp gitmelerim, geçerken uğramalarım, sarkarken başım ağır geldiği için  düşmelerim iyi hoş, ama bunlar bir yere kadar. Yazmaya başlayıp sakladığım yazılara inatla yazacağım. 

Daha Gelişme:
Yazdıklarımı, söylediklerimi önemsediğim kadar olmasa da, önemsiyorum. Başkaları da önemsiyordur.(şarkıya gider
Diyelim "Ben bugün gerçek erkek oldum." yazsam hakkımda ne yorumlar yapılırdı. (Şuraya koskocaman bir) Umurumda değil (yazsam çok rahatlayacağım). 
Umurumda olsaydı yazmazdım. Aşağıdaki fotoğrafı da koymazdım. Bir madalya gibi taşıyacağım göğsümde.










Bunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmayacağım. İnsanlar işleri yoksa düşünsünler, acaba gerçek erkek nasıl oluyor diye. Kendini erkek, adam, delikanlı sanan insanlar var şu hayatta, onları düşünsün düşünesi olan. Bu dünyanın neden bu kadar "tam da yaşanacak bir yer" olduğunun cevabını kendilerini, kendi basit ölçütleriyle değerlendirip olmadığı gibi olduğunu sanan hayalci insanlar verecekler.  Bu gibi şeyler düşünülebilir.

Çok yazdım.

Kısaca şöyle bir "geçiyordum uğradım" yazısı da yazabilirdim:

Güzel gün. Beyoğlu'nda harika bir film: Aşk Seansları. Festivalde toplam beş film izleyecekmişiz. Yarınki gece yarısında. Kadıköy'de de dans eden kadınlar vardı. Kadın milleti çok eğlenceli. "Nelere rağmen?"
(Moda'da oturmadan da mutlu olunabileceğini kanıtlayacak kadar mutluyum.)

Son cümle genel dokundurmalı eğilimlerin bir yansıması. Eski alışkanlıklarımdan. Ne hoş!

Sonuç:
 İnsanlara bir şeylere anlatma ihtiyacı gerçek mi? Beğendiğim bir şeyi iki saat boyunca neden beğendiğimi anlatabilirim ama bunun kime faydası olur? Beğendim deyip geçmek varken onca laf kalabalığının sebebi ne? Ne dersem diyeyim gideceğimiz yer hep aynı. (Yukarıdaki filmi bulup izlemelisiniz demek ne olursa birilerinin izlemesi için yeterli olur?)

Her şeyin başı sağlık.

(başlık yanlışlıkla ilgi çekici olmuş olabilir, kusuruma bakmayayım.)

...

30 Aralık 2012 Pazar

yer,gök,deniz

ben de "yersizi" oluvereyim buranın.
birkaç kat yabancı duydum kendimi. 
her şeyden uzak, sigara+çay+müzik:
her yer o ıssız yer, her yer aynı aslında.

6 Mart 2012 Salı

Peki Ama Niye Öyle Demek İstiyorsun Sen? Önce Bir Soralım, Sonra Yine Geliriz.

Kime söylediğimi umursamadan "beni idareli kullanın, çabuk tüketmeyin" demek istiyorum. Bu gibi durumlarda (yani söyleyecek biri olmadığında, kimi kimsesi olmadığında söyleyenin): "Hayat, beni idareli kullan; çabuk tüketme" denir. Sanki hayat dinlermiş gibi ya da konuşulacak biriymiş gibi.

Bir de "beni büyütün, ağlatmayın" var. Aynı kalıp. Bunun gibi sayısı belirsiz tümceler kurulabilir. Mesele o değil. Anlatmak işte. Tek başına kaldığında nasıl anlattığını, hangi kalıpları kullandığını, sözün nereye gidip nereden geldiğini,..., UMMUURSAM A z !NsaN. (böyle: virgül yordamıyla; binlerce şey söylenebilir değil mi? söz, söz konusuysa özellikle)

Yalnızlık güzeldir.

Beni idareli kullanmayın, tüketmeyin.
Kendime kadarım zaten.

Öyle yani. Gibi. Şimdilik belki.



Lindsey Stirling - Crystallize

2 Mart 2012 Cuma

Mutlu Olmak İçin Çok Sebebim Var (Sözgelimi inekler buzağılarının ihtiyacından daha fazla süt üretiyorlarmış, bu yüzden süt içerken içim rahat) (Ayrıca illa mutlu olmak da gerekmez)

Dün sabah uyandığımda bir böceğe dönüşüp dönüşmediğimi yokladım. Her tarafım ağrıyordu. Acaba uyuduğum süre boyunca nefes almayı unutuyor olabilir miyim diye düşündüm. Birkaç saat sonra başım ağrımaya başladı. Uzun süre geçmedi, ilaç kullanmak zorunda kaldım. Az çalıştım, çok düşündüm. 

Kendimi uyuşturmayı ve aptallaşmayı öğrendim. Aptal insanlara teşekkür etmeliyim. Onlar ne iyi yol gösterici oldular bana. Saçma bulduğum işleri yapmaktan başka şeyler yapmadığımda hayatın sıkıcı olduğunu da düşünecek boşluk bulamıyor(d)um. Düşünmemek işte, beni kurtaracak olan bu. Düşünmemem gerekiyor, bu yüzden hasta olmamalıyım. Hasta olunca yapmam gerekenleri yapamıyorum, yani bir boşluk buluyorum. Ya da boşluk beni buluyor.

Düşündüm, başım ağrıdı. Başım ağrıdıkça düşündüm. Midem de bulandı bir ara. Kendime fazla yüklendiğimi düşündüm. Ara verdim. Saçma bulduğum işlerle uğraşarak kendimi uyutamadığım için başka şeyler de yapmam gerekti. Çok güzel bir film izledim (Bir Scorsese filmi: Hugo). İyi oldum (boş kalmak iyi eder gibi bir şey çıkıyor bundan).  Nermi Uygur'un Güneşle adlı kitabını elime aldım, okudukça okudum. Ardından Ünsal Oskay kitapları okumak istedim. (Nermi Uygur deyince aklıma iki isim daha gelir. Biri Ünsal Oskay'dır, diğeri de Akşit Göktürk. Bu üç ismi birlikte anmam onların ortak yönlerinin olmasından ziyade benim kişisel yaşantılarımla ilgilidir.)Telefonla konuştum. Özlediğim bir şeydi bu. Televizyon seyrettim. Muhabbet Kralı'nı. Türk televizyonlarında böylesi bir programla karşılaşmamıştım (Okan Bayülgen çok yaşasın. Onun sayesinde daha nelerle karşılaşacağım kim bilir.) Mutluluktan programın birçok yerini kaçırdım (Program başladığında ilk tepkim "Yok artık, bu bir rüya olmalı" oldu. Çünkü konu paradokslardı ve ilk gördüğüm kişi de Ömer Naci Soykan'dı. Bir zamanlar kitaplarını bulmak için neredeyse kendimi yerden yere vurmama sebep olan bir hoca ve çok sevdiğim bir konu. Nasıl da kolay ulaştım onlara.) "Televizyon izlerken" çok heyecanlandım. Çok sıradışı bir durum bu. Heyecanım beni çok yormuş olmalı ki uyuyup kalmışım. (İzleyemediğim programı bu akşam heyecanımı kontrol etmeye çalışarak tekrar izleyeceğim. )

Bu sabah uyandığımda dün yaptıklarımdan pişman olmadım. Normalde "günü boş geçirmek(!)" beni mutsuz ederdi, çok zaman kaybettiğimi düşünebilirdim (bir gün benim için çok zaman demek). İyiyim. Hatta fazla iyiyim. Bu yüzden uyandıktan sonra yataktan çıkmadım. Daha önceleri anneme, bu olduğunda beni yataktan çıkarmasını ve bunu yapmazsa mutsuz olacağımı, işlerin kötüye gideceğini söylemiştim. (Annem üzerinde koşullama deneyleri yaptığımı da itiraf edeyim. Bu deneylerin sonucunda dün "seni çok yalnız bıraktım" deyip yanıma geldi, benimle ilgilendi. Bana belli etmese de benim için ne çok kaygılandığını anlayıp üzüldüm, kendimi tam olarak ifade edememiş olabilirm. Kaygılarının yersiz olduğunu anlatmaya çalıştım ona. Çünkü iyiydim, kaygılanacak bir şey olmadığını da ancak iyi olduğumda düşünebiliyorum.) Beni yataktan çıkarmasının tek yolunun yemek, kahve ve sigara olduğunu söyledim anneme.  Saat 8'de uyanmıştım. Ancak 11'de yataktan çıkabildim. Kahvaltı ettim. Kahve ve sigara içtim. Annem dışarı çıkmam gerektiğini söyleyip duruyor. Ben bunun yerine birkaç yüz tane soru çözdüm. Bir tür perhiz bu, sefadan önceki cefa aşaması.

Dün bana çok şey öğretti.
"Kendimi uyuşturmayı ve aptallaşmayı öğrendim."
En akıllı tarafımdır aptallığı öğrenmek. ":)"

Edip Cansever'in en sevdiğim şiirinden,"Yangın"dan, alıntı yapıp bitirmeden önce çirkin bir şey söyleyeceğim. Şiirin güzelliğinin çirkinlikleri örteceğini umduğumdan böyle yapacağım, kaygısızca.
"KPSS'ye kafam girsin."

Ve şiir:

Dışarı çıkıyorsanız dikkat! çiçeklerle karşılaşmayın
Ya da koklamayın onları, iyisi mi, yüzünüzü örtün şapkanızla
Ya da düşünmeyin hiç, ben bakın öyle yapıyorum
Neden diyeceksiniz? insanda sevgiliyi eskitiyor bu çiçekler
Güneşe benzetiyorlar adamı, masaya vurmuş koyun butlarına
Pek tuhaf! ben de sahanda yumurtayı kıskanırım...
(Edip Cansever - Yangın şiirinden)

26 Şubat 2012 Pazar

Bir Psikiyatri Kliniği Olarak Cennet

Herkes hasta. Herkesi hasta gören de hasta. 2 herkes+3 hasta+Gören de. Hast.
Zombiler geliyor. Hiçbir neden olmamasına rağmen onlardan kaçıyorum.
Herkes sanatçı herkes zombi.

Herkesin bağışlanmaya ve sağaltılmaya ihtiyacı var.
Bütün delileri cennete kapatacaklar.

Hiçbir neden olmamasına rağmen yaşamaya çalışacağım ben de.
Zombi olmayacağım.

23 Şubat 2012 Perşembe

alıştırma

Görmeden inanmam. Görmeden bilemem. Bunları düşünmeyelim, nasıl olsa bir gün karşımıza çıkacak, zamanı gelince görürüz olan biteni.

"Şey"ler çoğaldıkça görebilme yeteneği kayboluyor. Görmemiz istenenler asıl görmemiz gerekenleri görünmez kılıyor. "Bize gösterdikleri" arasında boğuluyoruz. Çok basit şeyleri de bu yüzden göremiyoruz. (Keskin büyük sözler)

Görsen de inanma, görsen de bilme. Zamanı gelince göremeyebilirsin.Sorgulamak gerek. Sürekli tedirgin, sürekli süpheci, sürekli bastırmadan. Korkarak, sürekli tehdit altında. Ya da tüm bunlardan arınarak, olabildiğince basit ama kararlı sorgulamak gerek.

Söylenen her şey mantıklı olmalı. Söylenen her şey sezgisel olmalı. Mantıklı mı, sezgisel mi? Gelecek tasarımları, hayaller. Mantıklı olmak zorunda değiller. Nerede görmek istiyorsun kendini?Olmak istediğin yerde olduğunu hayal etmek, görünmez engelleri ortadan kaldırabilir. Önce sola, sonra sağa, sonra tekrar sola bak.
Ne mantık ne de sezgi dışlanmalı. Bunun bir ortası olmalı. Rasyonalite, gerçeklik, hissiyat, yanılgı. "Tolerans"
"Risk"

Görmediklerimiz gördüklerimizden fazla. Süzgeçler çok geçirgen.
Görmüyorum, dokunmuyorum. O yüzden yok.
 O halde niye yaşıyorsun?
Amaçsızca savruluyorsun.
Git ağla.

18 Şubat 2012 Cumartesi

Tribute To Ex-Negatif

"doĞmuşum 
doĞmamışım 
umurumda deĞil!!!"

Yine de 
"DEVAM".




Replikas - Bugün Varım Yarın Yokum






Luxus - Neden Saçların Beyazlamış Arkadaş


Yıllardır soruyorum bu soruyu anneme
Islık 

Hıh.
 

9 Şubat 2012 Perşembe

arkaik

"Yeni-*den. Bir bitişten söz etmeyi gerektiriyor. Belki yokluktan."

Her şeyin bittiği noktaya ulaşmanın ölmekten başka bir yolu yok mu? Ölünce de her şeyin biteceğinden emin değilim. Ne kadar yok edersem edeyim hep bir şeyler kalacak. Mutlak bir yok olma hali, düşünmesi zevkli ama, koskocaman bir yanılgıdan başka bir şey değil.

Kendinden fazla yük taşıyanın yükünden kurtulmaya çalışması beyhude. O, sırtında taşıdığıdır. Yükü hoşluğunun biricik koşulu, varlığın olmazsa olmazı. En ağır yükü de kendisi. Diğerleri ne kadar fazla görünse de hafif kalır. 

-Yine de- sırada ne var? Ne tutarsız bir soru bu. Korkulacak bir soru. Sorulmaması gereken bir soru.
Yok etmek söz konusu olduğunda sırada ne olmaz ki?
Elindeki tası bir kenara atıp küçücük fıçısında yaşarken her şeyden arınmış bir deli olduğumu düşünemem artık. O yüklerden kurtulmak için çok geç.

Sırada bir şey yok. Neredeysem oradan başlayacağım. Yeni-*den değil, olduğum yerden.

1 Şubat 2012 Çarşamba

artistik patinaj

Yeniden başlamayı düşünüyorum. "Yeniden başlamak"ı düşünüyorum. Birbirlerine nasıl da yapay bağlanıyor iki sözcük. Zorla bir araya geliyorlar. Binlerce -zorlarsam milyonlarca- yıl öncesinde başlamamış mıydı zaten başlayan? Niye yeniden başlasın? Niye zorlayayım?

Yeni-*den. Bir bitişten söz etmeyi gerektiriyor. Belki yokluktan. Başlamak da öyle. Başlangıç varsa hayat parçalanmıştır. Öyle bir parçalanma var mı? Zaman ne kadar tutarsız.Bir hayatı niye dönemlere ayırırız? Anlatması kolay olsun diye mi?

Devam ediyorum. Yeniden.
Yine olmadı. Yeniden devam edilmez.

Tutuldum. Gitmiyorum. Kaldım olduğum yerde.
Sözcükler getirdim ellerimle. Yere döktüm, saçıldılar. Kimler basar bilmiyorum.
Basmasanız iyi olacak.

Sözcükler ne? Nasıl bassınlar diye sorar mı kimse?
Basmasanız iyi olacak derken nasıl ciddiyim anlatamam.
Kimse sormasın.
Zaten kimsenin bir şey sorduğu da yok.

Kendi kendime gelin güvey olayım. Yıl ne, zaman ne, dönem ne???

----------
Üzerine Düşünülmeyen Sıradan Cümleler Defteri'nin ikinci cümlesi:
Derinlere dalma, boğulursun.

----------

Düşünme yaşa. Düşünce-Eylem. Gomünüst müyüm? Gomünüst müsünüz?
 Düşünme evresini hiç geçemeyeceğim.

----------

Olduğu gibi görememe sorunu. Bakınca illa başka bir şeye benzetme çabası. Bakışın eğretilemeye bulanışı. Yöntem sorunu!

Bir pipo bazen sadece bir pipo olsun nolur.

"Sorunlu olmam lazım" hastalığına yakalanmış binlerce insan. Neyin peşinden gittiğini bilmeyen binlerce insan. Peşinden gitmekten vazgeçmeyen binlerce insan. Körü körüne kör olan binlerce insan.
Yöntem sorunlu insanlar.
Dünyanın bütün kedileri ve köpekleri üzerinize çişini yapsın. Dünyanın bütün lamaları yüzünüze tükürsün. Dünyanın bütün. Bütün dünyanın. Dünyanın bütün develeri geviş getirsin sizi.

Bütün dedim.
Büsbütün bir hayat. Büsbütün bir dünya. Üzerinize yürüsün.
Belki: Ne kadar küçüksünüz. Belki: Fark edersiniz. Belki: Değiştirirsiniz.

Kaçmayın, gelin buraya.

13 Ocak 2012 Cuma

uku lele - çoktaaaan seçmeli monolog. (2 seçenek var. 3. seçenek yok. Canın isterse.)

Sevgili Kendim.
Olur da bir gün biri mutluluğun ne olduğunu sorarsa "Bohemian Rhapsody'yi ukuleleyle çalmaktır" derim. Hatta "çekik gözlerimle gülümseyerek Bohemian Rhapsody'yi ukuleleyle çalmaktır" da diyebilirim.

O halde:

1.
Benim için mutluluk imkansız.

"Ya da"
2.
İçsesin iyimserliği tuttu diyelim:
"Çekik gözleriyle gülerek ukulele çalan adamı izlemek mutluluktur, illa çalmak gerekmez."

3. seçeneğin yokluğu "Sıka sıka mutlu olacaksın, mutlu olmak zorundasın, mutlu ol, mutlu, mutlu, mut-lu,mut+lU,muuuuuuuuutluuuuuu oğğğl" anlamlarına geliyor olabilir. Öyleyse 1. seçenekteki gibi düşünmüyoruz. 2. seçenekteki gibi düşünüyoruz.

Nihayetinde bu bir dayatma gibi görünüyor. Evet. Bu bir dayatma. Ne yapalım o zaman, mutlu olmayalım mı? Habire dayatıyorlar diye mutlu olmayalım mı? Adam çekik gözleriyle gülerek Bohemian Rhapsody çalıyor ukuleleyle. Ben de bunu bir şekilde senin hayatına sokuyorum işte. İlla bir sürü engele takılıp "mutlu olmayalım mı?"


Jake Shimabukuro - Bohemian Rhapsody

(Bazen eleştirinin dozunu ayarlayamıyorum. O yüzden anlaşılmaz oluyor yazdıklarım. Kusuruma bakmayayım artık. Kusuruma bakma sen de.)

21 Aralık 2011 Çarşamba

ortaya karışık "yanlış bir şeyler" ve (başlığın devamını bilerek yazmadım)

1. Protagonist-antagonist.
2. Oakley Hall. "How Fiction Works" adında bir kitabı var, kendisinin varlığından öyle haberim oldu. Biri birkaç kitabını Türkçe'ye çevirse de uğraştırmasa beni. Kimdir nedir bilen olsa da şöyle biridir, kendisi hakkında şuradan bilgi alabilirsin dese keşke. (Öyle biri hiç olmadı, belki de hiç olmayacak. Bu yaştan sonra mucizelere mi inanayım.) (Burada ve burada) (Oakley Hall'ü tanıyan derken onun kitaplarını okuyan birilerinden bahsediyorum. İnternette her şey var.)
3. How Fiction Works'ü çevireceğim. Sadece kendime. Altına da "Kendimce çeviren: Kendim" diye imzamı atacağım.
4. Herkes kendi işini yapsa ya. Yine de "ama". Olmuyorsa olmuyordur. Sultan Mahmut'u da andım gece gece.
5. Konumuzla hiç ilgisi yok: Pain Of Salvation'ın Iter Impius'unu dinliyorum sürekli. Niçe'yi de andım. Hani demiş ya "müziksiz hayat ılık bir kış günü yağmurlar yağarken tertemiz bir havada sokaklara çıkamamassdösd" Öyle değil tabii. Hatadır demiş. Müzik varsa konumuzla ilgisi yoktur "bazen". "Bazan". (Sözcüklere fazla takılabiliyorum bazan-bazen. Bazan daha güzel.)
6. Biraz kendim olayım. Önceki yazdıklarımı bu yüzden kaldırdım. Zira ben yazmışım gibi görünmediler bana, pek yabancıydılar. Kendimi bulamadım, canım sıkıldı. Kimsenin umurunda olduğunu da sanmıyorum.
7. Görünmezlik daha icat olmadı mı?
8. Bir defterim var. Adı: Üzerine Düşünülmeyen Sıradan Sözler Defteri. "İnsanoğlu hep anlatmadan anlaşılmak ister," cümlesiyle başlıyor. Birisinin blogundan almıştım bu cümleyi. Kim olduğunu bilemedim şimdi. Kendisine teşekkür ederim.
9. Beni ne şaşırtır? Beni ne şaşırtsın?
10. Cogito'nun "Şiir" sayısı odamda bir yerlerde hep karşıma çıkıyordu. Sürekli şiirden konuşuyoruz, biraz da susup okuyayım dedim "tekrar". Şiiri kullanıp atanlar o derginin o sayısını bulabilirlerse belki biraz ayılabilirler. Okurlarsa şiir düzmekle şiiri düzmek arasında nasıl bir fark olduğunu da umarım ki ayrımsarlar. Derginin şiir sayısını bulmak şiiri bulmak gibi zor gerçi. O zaman ne gerek var?
11. Tivitır'ın gündeminde birkaç dizi, birkaç da dizi karakteri vardı. Özene bezene küfürler falan ediyorum. (Küfürden rahatsız olanlar için "kötü sözler söyledim" diyeyim. Nabza göre. Accık kaypak, bizde böyle.) 
12. Yahu benim bu insanların arasında ne işim var! (Babil kulesi de güzel bir kulemizdir.)
13. Adamın biri kitaplıktaki Nurullah Ataç'ın "Günce"lerini görünce "sen niye başkalarının güncesini okuyorsun" dedi. Seviyorum o adamı. Zıbırcık zıbırcık.
14. Aha bu şarkı da onun için:

Luxus - Zin Magazin

15. Ne haliniz varsa görün!

 Yani. Dimi. Sanki.