Uzun zaman önceydi. Bir gece ansızın yazasım geldi. Yazmadım.
Gözlerim kısık, elimi avını yakalamaya çalışan bir yırtıcı kara hayvanı gibi kılavyeye uzatmışım, aklım biraz havada, kafamın içindekileri denetleyemiyorum. Yazmak için bütün koşullar uygun. Yazmıyorum.
Çünkü neden yazayım noktasında takılıyorum, ne için yazayım?
Sanki bir cevap varmış gibi, olsa da tatmin edermiş gibi, Sanki hep bir nedenim olmuş gibi, hiç yazmamışım gibi, yazmamak gibi bir lüksüm varmış gibi. Hep sanki.
Yazmayınca olmuyor.
Hayatımın gidişatı, beni sevdiğim alışkanlıklarımdan alıkoyuyor gibi görünebilir. Gidişat, sıradan fakat eskisine göre hayal bile edemediğim günleri alışkanlık haline dönüştürüyor. (Heyhat! diyeceğim yere daha gelmedik mi?) Yazmak biraz dışarıda kaldı bu yüzden. Başka işlere kapılma, başka heveslere tutulma eğilimleri baskın hale geldi. Heyhat bu yüzyıl geçti gitti.
Yazmayınca olmuyor. Unutmayayım (bari, en azından, bunun için) diye yazmayınca olmuyor. en az, için, diye, neden?
Iron Maiden'la yüzyüze gelmeden öncesi var. Gidemediğim birkaç konser. Depeche Mode çok önemli. Gezi. Iron Maiden'dan sonra Roger Waters'lı harika gece. Gece eve dönemediğimizden yaşanan ilk metrobüs deneyimi. İç içe geçmiş insanlar, postmodern sanat, postyaşam denemeleri.
Yurtdışı seyahati. Başka türlü bakış, baktığım yerde güzellikler arayış, aradığımı bulamayış, ama görmediğimi görmeye başlayışım. Ay yükselmiyor, aslında biz alçalıyoruz. Biz, dünyalılar, Dünya nereye giderse oradayız, evrenin tesadüfi bir zamanında, tesadüfi bir uzamında, dünyadan kopan bir parçanın dünya etrafında döndüğünü sanıp yaşıyoruz. Ve tabi bir zamanlar güneşten koptuğumuzu, savrulduğumuzu, istesek de kavuşamayışımız düşünmeden..
Dünyanın maviye dönüşü. Sarıdan maviye. Ne büyük dert olurdu, dert lazım olduğunda.
O dünyanın da Türkiye'sine. Tesadüfen tabii. Yazsam olmaz şimdi. Nasılsın? İyiyim, sen?
,,,
Neyse, nihayetinde bütün yollar Galata Kulesi'ne çıkıyor. Dünyanın neresinde bir sokak varsa güzel, Galata'ya çıkıyor.
.
Filmler. İf, İstanbul Film Festivali, Filmekimi.
Sergiler, müzeler, bienal.
kitaplar, dergiler, kitapçılar.
çay kahve hazzopulo karaköy fıccın yemek kulübü çiya
kediler. Galata, istiklal.
kahvesizlik, evsizlik, kadıköy.
ümraaaaniye.
koşa koşa film, yayıla yayıla,
yanındaki fazla konuşa konuşa.
.
Oturup yazsam, yazmasam, . ?
Iron Maiden'la bitirmek.
Iron Maiden - Brave New World
şu devirde en lazım şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şu devirde en lazım şey etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
17 Ekim 2013 Perşembe
15 Şubat 2013 Cuma
Gerçek Erkek
Giriş:
Bunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmayacağım. İnsanlar işleri yoksa düşünsünler, acaba gerçek erkek nasıl oluyor diye. Kendini erkek, adam, delikanlı sanan insanlar var şu hayatta, onları düşünsün düşünesi olan. Bu dünyanın neden bu kadar "tam da yaşanacak bir yer" olduğunun cevabını kendilerini, kendi basit ölçütleriyle değerlendirip olmadığı gibi olduğunu sanan hayalci insanlar verecekler. Bu gibi şeyler düşünülebilir.
Çok yazdım.
Kısaca şöyle bir "geçiyordum uğradım" yazısı da yazabilirdim:
Güzel gün. Beyoğlu'nda harika bir film: Aşk Seansları. Festivalde toplam beş film izleyecekmişiz. Yarınki gece yarısında. Kadıköy'de de dans eden kadınlar vardı. Kadın milleti çok eğlenceli. "Nelere rağmen?"
(Moda'da oturmadan da mutlu olunabileceğini kanıtlayacak kadar mutluyum.)
Son cümle genel dokundurmalı eğilimlerin bir yansıması. Eski alışkanlıklarımdan. Ne hoş!
Sonuç:
İnsanlara bir şeylere anlatma ihtiyacı gerçek mi? Beğendiğim bir şeyi iki saat boyunca neden beğendiğimi anlatabilirim ama bunun kime faydası olur? Beğendim deyip geçmek varken onca laf kalabalığının sebebi ne? Ne dersem diyeyim gideceğimiz yer hep aynı. (Yukarıdaki filmi bulup izlemelisiniz demek ne olursa birilerinin izlemesi için yeterli olur?)
Her şeyin başı sağlık.
(başlık yanlışlıkla ilgi çekici olmuş olabilir, kusuruma bakmayayım.)
...
(Bu sayfayı görene kadar ne yazacağımı çok iyi bildiğimi sanıyordum. Şimdi hiçbir şey yazamıyorum. Bunu bu hale getirmek için çok uğraştım ve başardım. ---- Bunlar benim klasik giriş sözlerim, anahtar gibi bir şey.)
Gelişme:
Bakıp gitmelerim, geçerken uğramalarım, sarkarken başım ağır geldiği için düşmelerim iyi hoş, ama bunlar bir yere kadar. Yazmaya başlayıp sakladığım yazılara inatla yazacağım.
Daha Gelişme:
Yazdıklarımı, söylediklerimi önemsediğim kadar olmasa da, önemsiyorum. Başkaları da önemsiyordur.(şarkıya gider)
Diyelim "Ben bugün gerçek erkek oldum." yazsam hakkımda ne yorumlar yapılırdı. (Şuraya koskocaman bir) Umurumda değil (yazsam çok rahatlayacağım).
Umurumda olsaydı yazmazdım. Aşağıdaki fotoğrafı da koymazdım. Bir madalya gibi taşıyacağım göğsümde.

Bunun ne olduğunu, ne anlama geldiğini uzun uzun anlatmayacağım. İnsanlar işleri yoksa düşünsünler, acaba gerçek erkek nasıl oluyor diye. Kendini erkek, adam, delikanlı sanan insanlar var şu hayatta, onları düşünsün düşünesi olan. Bu dünyanın neden bu kadar "tam da yaşanacak bir yer" olduğunun cevabını kendilerini, kendi basit ölçütleriyle değerlendirip olmadığı gibi olduğunu sanan hayalci insanlar verecekler. Bu gibi şeyler düşünülebilir.
Çok yazdım.
Kısaca şöyle bir "geçiyordum uğradım" yazısı da yazabilirdim:
Güzel gün. Beyoğlu'nda harika bir film: Aşk Seansları. Festivalde toplam beş film izleyecekmişiz. Yarınki gece yarısında. Kadıköy'de de dans eden kadınlar vardı. Kadın milleti çok eğlenceli. "Nelere rağmen?"
(Moda'da oturmadan da mutlu olunabileceğini kanıtlayacak kadar mutluyum.)
Son cümle genel dokundurmalı eğilimlerin bir yansıması. Eski alışkanlıklarımdan. Ne hoş!
Sonuç:
İnsanlara bir şeylere anlatma ihtiyacı gerçek mi? Beğendiğim bir şeyi iki saat boyunca neden beğendiğimi anlatabilirim ama bunun kime faydası olur? Beğendim deyip geçmek varken onca laf kalabalığının sebebi ne? Ne dersem diyeyim gideceğimiz yer hep aynı. (Yukarıdaki filmi bulup izlemelisiniz demek ne olursa birilerinin izlemesi için yeterli olur?)
Her şeyin başı sağlık.
(başlık yanlışlıkla ilgi çekici olmuş olabilir, kusuruma bakmayayım.)
...
Etiketler:
alelade,
bugün böyle,
film,
gece yarısı sendromu,
olmaz deme olur,
oturdum yazdım oldu,
şu devirde en lazım şey
1 Eylül 2012 Cumartesi
behzat amirin olaylara bakışı
en sevdiğim yöntem. hava yastıklarını denemek için sürekli bir yerlere çarpıyorum.
hala deneyebiliyor olmam güvenlik testlerinden başarıyla geçtiğimi gösterir.
biri attığımız her adımın risk olduğunu söylemiştir herhalde.
28 Nisan 2012 Cumartesi
yazmasaydım bir şey olmazdı, gider uyurdum, muhteşem hayatıma devam ederdim, sonra hayat geçip giderdi, geldik mi derdim, gelirdim. ya da yazmasaydım herkesten nefret ederdim sanki. iki türlüsü de berbat.
yazacak çok şey var ve yazmıyorum. yazmaya başladıktan sonra ne gerek var deyip bırakıyorum. yazmam gerektiği düşüncesinden uzaklaşmak için bir şeyler yapmaya çalışıyorum, ortamımı değiştiriyorum, çay koyup geliyorum "falan".
ne büyük bir haksızlık aslında. ne acımasızlık. ne "sahtekarlık".
söylenmesi gereken şeyler varsa söylenmeli. yoksa yazık olur, kendime karşı ayıp olur, içime dert olur, böğrüme öküz "falan" oturur.
oyunu oynayamıyorum artık. şaşmaz denge dünyanın neresinde var? olmayan şeyi aramak ya da yakaladığını sanınca aman kaçmasın diye uğraşıp durmak saçma.
bir şeyleri elinde tutmaya çalışmak çok saçma.
hiçbir şey yapmazsam hiçbir şey olmazdı. taşımayınca su durduğu yerde dururdu. bunlar sadece varsayım. gerçek çok farklı. suyu naylon leğenin içinde taşıyorum. öyle durduğu yerde duruyormuş gibi yapamıyorum.
oyunu oynayamıyorum artık.
bunca zaman yine iyi dayandım. su azaldıkça azaldı. yol kayganlaştı, yürümek zorlaştı. dengem şaştı.
bir de üstüne hayat ne kadar berbat dersem tam olacak. ama demem. tam olmasın. olduğu kadar olsun.
(belki yarın da "neden"leri yazarım.)
biraz emrivaki oldu, hoş olmadı.
Savatage - Edge Of Thorns
ne büyük bir haksızlık aslında. ne acımasızlık. ne "sahtekarlık".
söylenmesi gereken şeyler varsa söylenmeli. yoksa yazık olur, kendime karşı ayıp olur, içime dert olur, böğrüme öküz "falan" oturur.
oyunu oynayamıyorum artık. şaşmaz denge dünyanın neresinde var? olmayan şeyi aramak ya da yakaladığını sanınca aman kaçmasın diye uğraşıp durmak saçma.
bir şeyleri elinde tutmaya çalışmak çok saçma.
hiçbir şey yapmazsam hiçbir şey olmazdı. taşımayınca su durduğu yerde dururdu. bunlar sadece varsayım. gerçek çok farklı. suyu naylon leğenin içinde taşıyorum. öyle durduğu yerde duruyormuş gibi yapamıyorum.
oyunu oynayamıyorum artık.
bunca zaman yine iyi dayandım. su azaldıkça azaldı. yol kayganlaştı, yürümek zorlaştı. dengem şaştı.
bir de üstüne hayat ne kadar berbat dersem tam olacak. ama demem. tam olmasın. olduğu kadar olsun.
(belki yarın da "neden"leri yazarım.)
biraz emrivaki oldu, hoş olmadı.
Savatage - Edge Of Thorns
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)